İRAN İSLAM CUMHURİYETİ
Başkent Tahran’dan ayrılan Ayna ekibi isimlerine pek de yabancı
olmadığımız Tebriz, İsfahan, Kum ve Rey kentlerini ekrana yansıtıyor.
Türkiye’ye sadece iki buçuk saatlik bir uçuşla varılabilen İran ile
aramızda yoğun da bir kara trafiği var. Yoğunluk daha çok yaz
aylarında İran’dan Türkiye’ye oluyor.
İRAN VİZESİ VARMIDIR?
İran Türk ziyaretçiden vize istemeyen bir ülkedir. İran'a kapı prosedürü ile gidip gezebilir, ticari ve
kongre ve bianellere katılabilirsiniz.
700 Yıldır Türk'e askeri tehdit sergilememiş düşmanlarımızla antant
yapmamış bir komşumuzdur, Farklı görüşte olan sosyal bilimciler
olabilir. Fakat tarih/realite vakıalarla ilgilidir. İran'ı kısaca
tanımak istersek; İran nüfusunun %61'ini Farslar, %30'ünü Azeriler
ve %4'sini Türkmenler, %3'ünü Araplar, %2'sini Beluciler, oluşturur.
İran nüfusunun dini yapısının %89'unu Şii Müslümanlar, %11'ini Sünni
Müslümanlar, oluşturmaktadır. Ülkenin resmi mezhebi olan Şiilik; biz
Türkler'in mezhep imamı olan Ebu Hanife'nin Hocası İmam ı Caferi'nin
küçük farklarla renklenmiş itikat detayları olup, ülkenin özellikle
orta ve kuzey kısımlarında güçlüdür. Sünnilik ise ağırlıklı olarak
ülkenin orta batısında ve Pakistan sınırındaki Belucilerde ve
Horasan eyaletinde yerleşik Türkmen lerde yaygındır.
Önderleri Ayetullah Humeynidir. 1979 da Humeyni önderliğinde İslam
reformu adını verdikleri cumhuriyete geçiş sürecinden sonra yapılan
ilk halk oylamasında genç rejim %98.2 evet oyu almıştır. Humeyni'nin
devletin başına onursal olarak geçtikten itibaren tek bir yatak ve
kitaplarından başka hiç bir lüks tahsisne gitmeden hükümet etmesi,
yaşaması, siyasal tarih açısından anlamlıdır. Ülke yeniden kurulunca
elbette bir takım sancılar çekmiştir. Şah varislerinin finansa
ettiği kominist Halkın Mucahitleri Örgütü ülkede anaşizm çıkarsa da
başarılı olamamıştır. Modern İran tarihi böyle başlıyor. Öz güvenli
bir ülke İran. Ekonomisi; devletin ve şirketlerin yönetiminde olan
petrol sanayisinin, küçük çapta özel ticaretin ve tarımın
karışımından oluşmaktadır. İran ekonomisi enflasyon ve işsizlikten
olumsuz etkilenmiştir. 20.YY'nin başlarında hizmet sektörü GSYIH'nin
en büyük dilimini oluşturmaya başlamış, hizmet sektörünü sanayi ve
tarım sektörleri takip etmiştir. İran, devlet bütçe gelirlerinin
yaklaşık %45'i petrol ve doğal gaz gelirlerinden, %31'i ise
vergilerden elde edilmektedir.
Günümüzde ülkenin ekonomik kaderini tayin eden, petrol ve
doğalgazdır. Modernleşmesi ve sanayileşmesi hep petrole dayalı
olarak gerçekleşmiştir. 1908’den beri işletilmekte olan petrolün
tamamına yakın güneybatıdaki Huzistan bölgesinden ve Zağros Dağları
ile Basra Körfezi kıyıları arasında kalan şeritten çıkarılır. İç
bölgelerdeki nispeten zayıf ya da işletilmesi güç petrol yatakları
ise doğalgaz bakımından zengindir. Dünya petrol rezervlerinin %
10’unun, doğalgaz rezervlerinin ise % 20’sinin İran’da olduğu tahmin
edilmektedir. İran-Irak Savaşı öncesinde yıllık 300 milyon tona
kadar çıkan savaş döneminde 50-60 milyon tona düşen petrol üretimi
bugün hâlâ 200 milyon tonun altındadır. Ülkenin en önemli sanayi
işkolu petrole bağlı olarak gelişen petro-kimya sektörüdür.
Rafineriler dışında petrol ve doğalgaz boru hatları da petrolün
işlenmesi ve iletilmesi açısından önem taşımaktadır.
İran'ın nükleer enerji elde etmek için başlattığı ancak başta ABD
olmak üzere bazı ülkelerin nükleer kıskançlığı ile karşı karşıya
kalması silah üretmek için başladığını iddiayla projenin engellemeye
çalışılması fayda vermedi ve İran bu gün nükleer klüp üyesi ve de
maglev sahibi bir komşumuz. Darısı başımıza.
İran'ın nükleer ilgisi Şah döneminde başladı ve ABD tarafından
SSCB'ye karşı nükleer güç haline getirilmek istendi de söylenir! Bu
girişimler çerçevesinde ABD tarafından 1967 yılında İran, Türkiye ve
Pakistan’da birer 5 MW’lık araştırma reaktörü kurulmuştur. 1968
yılında İran “Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması”nı (NPT)
imzaladı ve barışçıl amaçlarla nükleer faaliyetlerini yürütme hakkı
kazandı. İran’daki nükleer faaliyetleri tetikleyen ABD desteği ve
Stanford Araştırma Enstitüsü’nün raporu oldu. Bu rapora göre; İran
1990 yılına kadar 20.000 MW’lık elektrik kapasitesine ihtiyaç
duyacaktı. Bunun üzerine Şah, 20 yılda 23.000 MW’lık nükleer enerji
hedefini açıklamıştır. Bu gelişmeleri takiben, Avrupa ve Amerikan
firmaları bu programa ortak olmak için birbirleriyle yarışmaya
başlamışlardır.
İran'da cumhuriyetin kuruluşu ile ABD ve İran iki can düşmanı
oldular. ABD tahakküm edemiyeceğini sezdiği çok sesli yönetimin,
İran'ın bölgede daha fazla güçlenmesine izin vermedi.
2002 yılında Ulusal Direniş Konseyi’nin eski bir üyesi ülkesine
ihanette bulunarak (Bu kuruluş ABD ve Avrupa Birliği’nde terörist
grup olarak ilan edilmiş olan ve Tahran’da önde gelen
eleştirmenlerden Alireza Jafarzadeh) Natanz ve Arak’taki iki gizli
nükleer tesisi batıya ispiyon etmiştir. Bu açıklamaların ardından
ABD, İran’ı nükleer silah yapmaya teşebbüs etmekle suçlamış ve
nükleer kriz süreci başlamıştır.
Avrupa Birliği aktif bir pozisyon alarak İran ile görüşmelere
başlamıştır.
Kriz günümüze kadar inişli çıkışlı devam etmiştir. Rusya ve Çin
krizde ABD'ye göstermelik te olsa karşı çıkarken, Amerikalı
yöneticiler Birleşmiş Milletler'den İran'a askeri müdahale de dahil
olmak üzere çok sert önlemler çıkartmaya çalışmış fakat başarılı
olamamıştır. Çok komiktir ki tek başına İran'ı gözü de
kesmemektedir. İran ise çalışmalarının tamamen barışçıl amaçlı
olduğunu ve enerjinin en önemli hedef olduğunu iddia etmiştir.
.